19 Ekim 2011 Çarşamba

Makyazsız kendimi beğenememe dönemi-hiçhoşgelmedin.

Aloha.
Of of.
Bugün 2 saat teori dersi dinlemiş ve 4+2 saat harfleri eğip bükmek suretiyle grafik tasarım yapmış ve doğal olarak pc ışığına bakmaktan gözleri yorulmuş bir hayalci var huzurlarınızda.
Ayrıca beli tutuk olduğundan dolayı evde babaanne usulü sarıp sarmalanıp öyle dolaşıyor.
Bunları sayıp dökmesinin nedeni şudur ki olur a anlatmak istediği konuyu bir çırpıda anlatamaz,harfler orada burada dağınık kalırsa bu günlük siz toparlamak istersiniz belki.
Konuya gelirsek:
Bu konu beni hep bir dertlendirmiştir zaten.
Şimdi insan kendini doğal haliyle beğenmiyorsa -ki her varlık güzeldir(bkz:mesaj kaygısı duyan hayalci)  ve makyaj ile güzel olduğunu düşünüyorsa,yapar makyajını çatır çatır,salına salına da arzı endam eder değil mi?
İşte bence değil.
Makyajın müthiş bir olay olduğunu her canlı varlık gibi tabiki bende kabul ediyorum.
Ve hatta 'Çirkin kadın yoktur,az makyaj vardır.' lafını doğruluyorum.
Beni rahatsız eden şeye gelirsek olay şu ki;
Makyajın bir süre sonra sıradanlaşması.
Evet tahammül edemediğim şey tam olarak bu.
Böyle doğal doğal güzel olanlara acayip imreniyorum.Yani öyle böyle diil.
Normalde fondöten kullanmam,belki arada sırada.Cildim problemli olduğundan fondoten pek yaramıyor bana.Ah birde milleti o pürüzsüz yüze alıştırıp gerçekten uzaklaştırmak istemiyorum.
Şimdi ben o siyah kalemi çekmeden gidiyim bakalım okula,hoop tepkiler yağmaya başlıyor.
Yanlış anlamayın sadece kalem çekmemekten bahsediyorum.
Rimelim ve hatta rujum yerinde.
Kendim bile o kadar alışmışım ki tuhaf geliyor kalem çekmeden.
Hele şu ara gözlerimin etrafına çekiyorum simsiyah kalemi,bide basıyorum rimeli,bazen biraz allık ya da ruj değmeyin keyfime.
Ama bunun yarını öbür günü var,
Vizesi finali var,
Erken kalkamaması,makyaj yapmaya vakit bulamaması var.
Yazlıkta ne rahattı,bronz ten + sıfır makyaj.İnsanlar beni öyle tanıdığı için de ne makyaj derdi ne bişey.
Onlar mutlu ben mutlu.
Siz siz olun kimseyi makyajlı halinize alıştırmayın.
Ben birgün olduğum gibi sıfır makyaj okula gitsem hayalci öldün de ağlayanın mı yok derler.
Makyaj yapmayı seviyorum.
Süslenip püslenmek gayet hoşuma gidiyor.
Herkes gibi kendime yakıştırıyorum ancak hergün hergün olunca bir özelliği kalmıyor bence.
Bakmayın böyle anlattığıma günlük makyajım öyle çok ağır diil.
Ama göz makyajı olmazsa olmuyor.
Sırf kalem çekicem diye ne derslere geç girdim ben,hey gidi hey.
Burada çemkirip rahatladıktan sonra hergün makyajımı yapmaya devam edebilirim.
Çok merak ediyorum,uykudan kalktığı haliyle,sıfır makyaj okula-işe-gezmeye gideniniz var mı?
Bu posttan çıkaracağımız sonuç işte budur:
Alışmış kudurmuştan beterdir.
Yazıya inat şarkımızda oynak olsun mu?
Adios.

9 Ekim 2011 Pazar

Bi'pazar sabahı.

''Bazıları yağmuru hisseder,diğerleri sadece ıslanır.''
Yağmurla mutlu uyanılan bi sabahın ardından,
mutlu pazarlar.

6 Ekim 2011 Perşembe

Ekspres Hayat!

Şu sıralar;
Bu şekilde yataktan kalkan ben,
On dakika içinde hazırlanıp okula koşuyorum,
Trafiğe yakalanıp bir buçuk saat yol eziyetini çekiyorum,
Sabah dokuzdan akşam beşe sınıf sınıf sürtüp derse girdikten ve her günki öğle arası kız dedikodusunu yaptıktan  sonra,
Akşamın bi köründe eve gelip çığrından çıkmış odamı görmezden gelip,
Birde piletesimsi! birşeyler yapmaya çalışıyorum,
He tabi öyle marifetliyim ki araya film sıkıştırıp,798 sayfalık bir kitabı yanımda taşıyıp okumaya uğraşıyorum.
Arada D90 hayalleri kurmayı da -aman ha!- ihmal etmiyorum.
Gözlerimin altında halkalar,yetişemediğim olaylar,yazmaya vakit bulamadığım konular var.
Teslim edilmemiş staj dosyaları,alınmamış notlar,girilmemiş dersler var.
Yorum yazamasamda okumayı ihmal etmediğim bi'dolu blog var.
Hatta şuan saatlerdir uyunmamış bir uykum ve yetişmem gereken bir 6kırkbeş otobüsüm var.
Birkaç gün idare ediniz beni.

28 Eylül 2011 Çarşamba

Bir Kanka kolay doğmuyor.

 
Altı yıl.
İkibinyüzdoksan gün.
Elliikibinbeşyüzatmış saat.
Arkadaş olmak,kanka olmak,dost olmak çok acayip bi'şey.
Dakikalar sonra senin doğum günün.
Ve ben yine ne yazsamda anlatsam içimdekileri sana bilemiyorum.
Kelimeler çarpışırken kafamın içinde kalbim hangilerini seçmesi gerektiğine karar veremiyor.
Sana iyiki varsın demek istiyorum en içten.
İyi ki hep yanımdasın demek istiyorum.
İyi ki o gün elimden tutup bana güç verdin.
İyi ki o gün okul dönüşü o Çamlıca'ları içip saçmaladık.
İyi ki o gün amuda kalktın.
İyiki Nil bu şarkıyı söyledi.
İyi ki durup dertleştik.
İyi ki ağladık.
İyi ki kızdım sana.
Sende iyiki bana kızdın.
İyiki sarıldık sımsıkı.
Biz birlikte büyüdük kanka.
Bazen öyle bir bakıyorsun ki,bunu düşünmek şuan yanağımdan süzülen yaşı engelleyemiyor mesela.
Böyle seni alıp bağrıma basasım geliyor.
Söylemiyorum şımarma diye
Mide pastilinin kokusunu bile seviyorum ben senin.
Domatesli salçalı makarnanıda seviyorum.
Makyajsız halini de seviyorum.
Herkesin bize imrendiğinide biliyorum.
Korkuyorum bazen nazar değicek diye.
Dilim ısırmaktan yara oldu artık.
Uzun lafın kısası benim canımın içi kankam.
Sen bugün yirmi yaşına girerken ben buna şahit olduğum için sonsuz mutluyum.
Bilirsin işte.
Bunca şey sensiz olmazdı ♥
İyiki varsın.
Eğer yıllar önce bugün doğmasaydın belki benim bir yanım hep eksik kalıcaktı.
O yüzden iyiki doğdun kankam.
Hep daha güzel günlerimiz olsun.
Bil ki seni gerçekten yürekten seviyorum.
"Dost, onunla birlikteyken gerçekten olduğun gibi görünebileceğin, ruhunun tüm gizliliklerini ona anlatabileceğin biridir.Onunla birlikteyken kendini korumana gerek yoktur."
 Bu da benden sana cicibebe tadında bi şarkı.Tık. 
'' Yıllar biraz zor geçti
   ama bak kocaman oldun
   mumları üfle bir dilek tut
   iyi ki doğdun
   iyi ki doğdun
   iyi ki doğdun
    iyi ki doğdun ''

Tamam şimdi yarın doğum günü olan kankama buluşma mesajı atmam gerek.
Çok çok çok öpüyorum.
♥♥♥


26 Eylül 2011 Pazartesi

Beş gece Namı(K)ral!




Merakla beklemedeyiz.

25 Eylül 2011 Pazar

Mevsimler geçerken ben hala bir başlık arıyordum.

Ha-lo.
25 Eylül İkibinonbir.
Vay be.
Eylül bile bitti.
Günler geçiyor,mevsimler geçiyor,hayatlar geçiyor.
Kayıplardaydım.
Başımdaki ceviz büyüklüğünde -tamam fındık- şişlik zonkluyor.
Duvara çarptım ama ne çarpmak,yıldızları saydım resmen.
Şİmdi iyiyim.
Kahvemden bir yudum boğazımdan mideme doğru yol alırken sizlere ne havadis aktarsam diye düşünüyorum.
Fondaki Sensiz Olmaz belki üç belki dördüncü tekrarda.
Parmak(lar)ımda yeni -bana göre-şahane i nefis baykuş figürlü yüzüğüm baktıkça mutlu ediyor.
Bana koskocaaa -kesinlikle abartmıyorum boydan boya- yeni monte edilmiş dolabın annemin talimatıyla iki kez! silinmesi gerektiğini unutturabiliyor o derece.
Kova ve içinden gelen hiç de harika olmayan -tamam fena diil aslında-deterjan kokuları yanımda.
Tabi ben anneme çaktırmadan az sonra içine yumuşatıcıyı boca edip
-napiyim bence parfümümden bile güzel kokuyor- mis kokulu bir su elde edicem çaktırmayın.
Kendisi az önce evde terör estirdi.
Ya benim tüm kıyafetlerim,makyaj malzemelerim,ıvırım,zıvırım zaten her bir yerde ayrı bir Cumhuriyet ilan etmiş durumdalar.
Ustalar eve ayakkabıyla girip çıkmış durumdalar.
Ve ben saç baş dağınık durumdayım.
Bir de üstüne misafir olup gelen kişiler olunca benim yayıla yayıla yapıcağım iş sıkışıyor bir saate.
Neyse başımın üstünde yerleri var.
Zaten başka oturabilecek bir yer bulamazlar şuan.
Neyseki canı gönülden istersem pratik olabiliyorum.
Yarın okul maratonu başlar artık.
Sabahın köründe yollar gözükür Hayalciye.
Ya şimdi benim şöyle bir problemim var.
Alarm müziği ne olmalı.
Sevdiğim bir şarkıyı alarm müziği yaptığımda o şarkının ziyan olduğunu farkettim.
Resmen sevdiğim şarkıdan soğuyorum.
Bangır bangır müzikler bana bigün telefonu duvara fırlattırcak diye korkuyorum,o da olmuyor.
Hafif müziklerde uyanamıyorum.
Hiiiiiç duymuyorum,ninni oluyor resmen.
Sevmediğim şarkıylada uyanmak istemiyorum.
Kısaca uyanmak istemiyorum.
Şuanki müziğim Mor ve Ötesi-Bazen.
Uyanıyorum ama artık şarkının tek notasını duymak istemiyorum.
Sizinde vahiyle uyanmadığınızı varsayarsak,nelerle uyanıyorsunuz meraklardayım.
Mutlu uyanmak için her türlü tavsiyeye açığım sanırım.
Unutmadan en son okuduğum kitap : Gülse Birsel-Yazlık.
En son izlediğim film : Fight Club.
Gözlerizden öpüp yumuşatıcı avına çıkıyorum.
Kahvem hala sıcak,fazla uzaklaşmış olamam.
Ciao.
Bu arada.
Blogumu çaktırmadan takip ettiğini zanneden ama benim aslında gayette farkında olduğum insan kişisi,
Sana şu sıralar acayip gıcığım.
Ve hatta günlerdir yazmadıysam sırf senin yüzündendir.
O küçük beyninle benim arkamdan iş çevirdiğini zannedip sevindirik oluyorsan,olma kuzum.
Sakın olma.
Çünkü hakkında bildiklerimle seni ikiye katlar belan olabilirim.
Ama yapmıyorum.
Ama yapabilirim.
Kafam atabilir.
Ben haber veriyimde.

29 Ağustos 2011 Pazartesi

Deliye hergün tatil. Yok o laf öyle diildi.

Aloha.
Ah nerede o eski bayramlar diyerek başlamıycam yazıya,çünkü;
Ben bayramlarımızdan gayet memnunum.
Yaş itibariyle öyle -ah- çekilecek pek birşey görmedim zaten.
Bi -bayram yeri-miz yok yanarım ona yanarım.
Neyse.
Şunu söylemeliyim ki,bana bronzlaşmak bu sene yetmedi,doyamadım tatile.
Bu yüzden bayramın ikinci günü hayalci kırmızı bavulu ve hayalleriyle düşer yollara.
Bu bayram napıyoruuuz,bayramda boynunu büküp yüzümüze melül melül bakan anane-babanne ve bilimum yaşlıların o masum ısrarlarıyla gözümüzün içine soktukları tabaklara kanmıyoruz.Çok gerekirse bir çatal alıp başkasına iteliyoruz ve fazlalıklarımıza fazlalık katmıyoruz.
Yüzüyoruz,bronzlaşıyoruz,biraz da zayıflıyoruz.
Deniz kokusunu içimize çekip,eğlencenin tadını çıkarıyoruz.
He eğer yüzemiyorsakta üzülmüyoruz geziyoruz,şehrin altını üstüne getirip bir güzel eğleniyoruz.
Bu arada el öpmeyide aman ha unutmuyoruz.
 Bak konsantrasyonum dağılıyor.
Annemin şuan çenesi düştü benimle konuşacağı tuttu,iki cümleyi toparlayamıyorum.
Bak hala anlatıyor.
Anne işim var,daha sonra vakit bulamayabilirim.
-Sen kalkta odanı toplamaya vakit bul önce!Sonrada bavul hazırlamaya!
Gitmem gerek.
Ah unutmadan bayramınız mübarek olsun canlar.
Gerçi bize hergün bayram,öyle diil mi?

Bu da annemin dırdırından dinleyemediğim şarkı.
Boşvermişim Boşvermişim Boşvermişim.
Related Posts with Thumbnails