Biliyorum,kendime bunu yapmamalıydım.En ufacık şeyden bile etkilenip hayaller kuran ya da zırlayan ben gidip dev ekranda bu kadar aşık bir Mehmet Günsur izlememeliydim.Ama gayet tabii yaptım.Öyle aşık aşık bana bakması için yapmıycağım şey yoktu.Bide filmde 'Sen nerdeydin şimdiye kadar?' dedi ya ,'burdayıııım' diye haykıracaktım ki sorunun muhatabının ben olmadığımı farketmem çok zaman almadı.Tanrının boş zamanında yaptığı güzide eseri olmalıydı Mehmet Günsur.Ortada bi aşk filminden çok felaket aşık bakan bi adam vardı bak bak bitmeyeninden.Mükemmel bi gülüş vardı en çekicisinden.Belçim Bilgin'in bu kadar güzel olduğunu da bilmiyordum tabii.O öylesine şanslı ki kıskanmadım desem yalan olur.
Mehmet Günsur anlat anlat bitmez diye düşündüğümden biraz da filmden aklımda kalanları paylaşıyım sizinle :
Keşke kıyısında köşesinde bende olsaydım diye düşünmeden edemiyor insan filmi izlerken.İç çekişlere hakim olmak zor.Bi yandan Özgür'ün (Mehmet Günsur) fotoğrafçı olması da filmi ayrı bi güzel kılıyor benim için.Aynı gün tesadüf eseri doğan Deniz ve Özgür'ün çocukluktan 25 yıl sonra tesadüf eseri karşılaşmalarını konu alıyor film.Abartıldığı söylenebilir,çok kişiden o yada bu şekilde eleştiriler almış da olabilir ama benim için bu film türk sinemasının en güzel aşk filmi olarak kayıtlara geçmiştir.Biraz ayrıntıya girersek :
Öncelikle Flashbackler öyle güzel harmanlanmıştı ki onlar için de bir alkış gidiyor benden filme.
Mehmet Günsur'un gençlik halini gördüğümde inanamadım,insan bi saç uzatmayla bi anda bu kadar gençleşebilir mi yahu.Kendisinin gerçek gençlik haliymiş,kazağı,küpeleri,saç modeli kendi gençlik yıllarından kalmaymış.
Özgür'ün Deniz'i taşıdığı sahnede Demir Demirkan-Zaferlerim çalması, Özgür'ün o anki haliyle birleştiğinde nasıl daha mükemmel bir sahne olmuştu öyle.O hızlı hızlı nefes alırken adeta bize yaşattı aynısını.
Hele o babasının kasetini dinlediği sahne vardı ya,işte o noktada bittim ben.Bu kadar darbe yeterli değilmiydi bi film için.
Sonunda Şebnem Ferah'ın Hoşçakal'ı eşliğinde Deniz'in sevgilisine giderken ölmesi ve doğumuna sebep olan bu kişiye kalbini vermesi şartmıydı.
(Doku uyumuna filan girmiyorum hiç-tesadüf bu ya)Deniz diyordu ya doğumumun bir anlamı olmalı diye,böyle ağır bi anlam yükletip bizi burda mahvetmeniz şartmıydı.Yanyana ölselerdi.Ona da razıydım.Ne gerek vardı sinemanın orta yerinde öylece hıçkırmama ve çoğunun içimde kalmasına.
Öyle kırık dökük,üzgün bi şekilde gözlerimin kendine gelmesini beklerken jenerikle beraber akan Hoşçakal hala kulaklarımda çınlıyor.
''Bu garip bir veda olacak cünkü aslinda hep icimdesin
Ne kadar uzaga gitsem de gittigim her yerde benimlesin''
''Bir ankaralı için istanbul başkasının çocuğu gibidir. gülünce seversin, ağlayınca bırakıp gitmek istersin.''
"Akıl unutur, kalp hatırlar."
"Film çevirelim mi?"
●◄ Spoiler Tehlikesinin Sonu ►●
Uzun lafın kısası filmi çok beğendim,oyuncularının tümü,çekimler,müzikler ve daha şuan aklıma gelmeyen birçok şey muhteşemdi.Teşekkürler Ömer Faruk Sorak.Eğer gitmediyseniz gidin,hatta vaktiniz ve nakdiniz varsa ikinci kez gidin,o da yetmezse Dvd'si çıktığında alın,evde yalnız seyredin,benim yapıcağım gibi hönküre hönküre ağlayın.Ama etkisinden kurtulamazsanız da gelip bana dert yanmayın.Hatta şimdi açın bi Eylül Akşamı dinleyin.Öpüldünüz.
Belki benim kağıt param, bir şekilde,döne dolaşa senin cebine girmiştir.
Belki aynı posta kutusuna,
Değişik zamanlarda da olsa, birkaç mektup atmışızdır.
Ayın karpuz dilimi gibi batışını izlemişizdir deniz kıyısında.
Aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede belki de birkaç gün arayla
Olamaz mı? Olabilir.