9 Mart 2011 Çarşamba

Günümün eğlencesi:Deli Kuaför.


Ben evt ben hayalci,saçlarımı kestirdim.
Kar-kış demeden sırılsıklam olmayı gayet göze alarak ama yağan karla bir o kadarda eğlenerek gittim,kestirdim.
Evet yaptım.
Daha doğrusu yapmak istedim.
Oluk oluk dökülüyor olsada bi kat attırasım gelmişti.
Çatlak -harbi harbi deli- kuaförüme gidip dedim ki: ''Ey kuaför,kes!''
Ve ekledim:''Ama nolur azaltmadan başar bunu :D''
''Bana güven'' dedi.Güvendim.
Bunu nasıl yaptım bilmiyorum.Bi anda kısacık kesebilecek potansiyele sahip kendisi.Daha önce gördüm yaptığını yani şahidim.
Ama ben nasıl pimpirikli davrandıysam artık son haline baktığımda saçlarımdan birsürü kesilmesine rağmen hala çok ve uzunlardı.Yani çok bir fark oluşmadı saçlarımda.
''Biraz daha kısaltsak mı arkalardan''dedim kendime de inanamayarak.
''Yok gerek yok bak ben uzatmaya çalışıyorum uzamıyo'' dedi.
Oysaki kestirmek için tüm cesaretimi toplamıştım.
Neyse saçlarım onun ogünki ruh halinin sonucuydu artık.Kes diye gırtlaklıycağımda yoktu kadını.
Asıl surum şu ki fön kısmısı bittiğindeyse deli kuaförün deli müşterisiydim bayaa.
Çünkü laf arasında ona:''Yaa şu kırık kırık su dalgası gibi dalgayı neyle yapıyosun''demiştim.
Saolsun saçlarımın ön-sağ-sol kısımlarına göstermelik yaptı hiç üşenmeden.
Ama sorun şu ki arkalarına dalgalı fön çekti.Yani bayaa düz gibi.
İkimizde halimizden öyle mesuttuk ki diğer müşterilerin bön bön bakması hiçbir anlam ifade etmedi bizim için.
Bir kuaför maceram da böyle sonuçlandı canlarım.
Şimdi saçlarımı bi yıkıyıp durum kritiği yapayım bakalım.
Bu arada kuaför saç dökülmesi için tresanın ısırgan otlu şampuanını önerdi.
Kullanan,kullanmak isteyen yada hakkında bilgi sahibi olan ve aynı anda bu satırları okuyan varsa bi yorum belirtirse fevkalade olacak.
Ama ben bilmem ısırgan mısırgan ama yinede yorumumu yaparım diyenede kapımız ardına kadar açık.
Fonda Nev'den Kelebek.
-Rüyamda iki geçedir deniz gördüğümü söylemişmiydim.
İşin tuhafı birinde felaket dalgalı yağmurlu kocamaaaanbalıklı korkunç bi deniz,
İkincisindeyse pırıl pırıl,sıcacık içinde yüzdüğüm bi deniz.
He bide Kıvanç Tatlıtuğ.
Hayırlara gitsin mi gitsin- Blog yasağının en yakın zamanda kaldırılmasını umarak.
Baybayın.
BLOGUMA DOKUNMA.

8 Mart 2011 Salı

Sekiz Mart.

8 Mart Dünya Kadınlar Gününüz Olabildiği Kadar Kutlu Olsun :)
BLOGUMA DOKUNMA.

6 Mart 2011 Pazar

Av Mevsimi.

Kendi bloguma böyle kaçak göçek girmek ne saçma bi his.
Ayarları değiştirmek bayağı bi uğraştırdı beni doğrusu.
Ama işte sonunda burdayım.Ayrıca tüm blogların hala takibindeyim.
Bu blogspotu kapatma saçmalığının kısa bir süre sonra sona ereceğini düşünüyorum içten içe.
Öyle birşey ki hangi sayfaya tıklamak istesem hep blog çıkıyor.
Meğer ne büyük bir yeri varmış blogların internette.
Birkaç gün hiçbir sitemeye giremeyince çıldırdım sandım.
Ama buraya kadar sevgili Digitürk.Sen istediğin kadar kapattır.
BLOGUMA DOKUNAMAZSIN.


Şimdi efendim ben bu boşlukta naptım.Vizyondayken çok isteyip izleyemediğim Av Mevsimi'nin dvd.sini alıp evde izledim.Film hakkındaki yorumlarıma gelirsek:

Bak şimdi.Bi film düşün.Çekimler süper.Müzikler süper.En önemlisi kadro süper.Hemde öyle güzel ki afişteki beş kişiyi bir filmde bir araya getirmek izleyicide çok yoğun bir merak uyandırıyor.Şener Şen ve Cem Yılmaz döktürüyor zaten.Ama sevgili Yavuz Turgul o hikaye ne öyle.Nasıl eksik,belirsiz ve böyle büyük oyuncular için ne kadar basit.Bi kere sonunu çok rahat tahmin ediyorsunuz filmin.Böyle ne biliyim dizi tadında bir film.Özellikle o kesik el muhabbeti neydi allahaşkına.Bide Melisa Sözen neden afişte? Biri açıklasın bana lütfen.Yani diyceğim şudur ki : Ben Şener Şen'i severim,Cem Yılmaz'ı böyle değişik bi rolde izlemek daha da beğenmek isterim,haydesini dinlemek isterim,Çetin Tekindor'un o güzel sesini bir de burada duymak isterim derseniz izleyin.Ama öyle çok büyük beklentilerle izlemeyin benden söylemesi.
BLOGUMA DOKUNMA!

2 Mart 2011 Çarşamba

BLOGUMA DOKUNMA!

Belkide bunlar burada ki son satırlarım olabilir.Ne kadar acı.Bu nasıl saçma bi yasak.
''Sitenize erişim mahkeme kararıyla engellenmiştir'' yazısını gören binlerce blogger da benim gibi çaresiz hissettiler biliyorum.
Yalnız diilim onu da biliyorum.
Blogsuz internet o kadar anlamsız ki.
Ne istediniz bizim şuracıkta kurduğumuz güzel dünyamızdan.
Niye çekemediniz.
Birkaç dengesizin suçunu niye bize yüklediniz.diye sayıp dursakta,durum şu:
Onlar güçlü dolyısıyla da haklı.
Tek diyebildiğim:
BLOGUMA DOKUNMA!


Bu arada kısa bir süre sonra blogspotun tekrar açılacağını düşünerek blogumu yedekledim geçici olarak wordpress'e.      http://hayalciningunlugu.wordpress.com/
Size de tavsiyem blogunuzu bilgisayara ya da internette biyerlere yedeklemeniz.Tekrar görüşmek ümidiyle.
By.

27 Şubat 2011 Pazar

Pazar mimi ve ödülü.


Tamam tamam kızmayın,geldim işte :)
Unutmuyorum buraları hep aklımda,hatta post girmeyince daha da bi sıkıntı basıyor içime,ama arada bazen bu kadar uzayabiliyor aralar.Web Tasarım kursum bitti bu hafta,projeye gömüldüm mecburen uğrayamadım buralara.Özrümü sunar Miacığımın yolladığı güzel mime geçerim :

Gün içerisinde gerçekleşirse şok olacağın şey?
İyi olaylara şok demem ben onlar sürprüz olur,ama kötü ve ani haberler beni hemen şok edebilir,donup kalabilirim.
Gördüğün zaman eğer almazsan uyuyamam dediğin şey?
Nikon d90.Ciddiyim.Çoğu gece uyuyamıyorum ki onu düşünüpte :D
Uğruna diyetini bir kalemde bozduğun şey?
Oww işte bu benim uzmanlık alanım.Felaket kararlı olsam bile kola ve bitter çikolata her zaman galip gelir ;)
Kendine en çok yakıştırdığın renk?

Yakıştırmak diilde kıyafette siyah ve gri severim.laci ve yeşil de olur ama kırmızı tonlarını kendime hiç yakıştırmam ne yazıkki :)
En sevdiğin takın?
Yüzüklerim.
Yüzüklerim.Yüzüklerim.Taşlı,taşsız,şekilli,eski,yeni farketmez.Vazgeçemem.
Bavulum çoktan hazır gitmek istediğin ülke?
Kesinlikle Fransa ve hatta en çok louvre müzesi. 

Takıntın?
Aslında kendi kendime biçok takıntıya sahip olabilirim,taktım mı bişeye fena takarım.Ama böyle düşününce aklıma gelmedi bian.

Ben bu şarkıyı duyunca şakırım!?
Şu sıralar şakıtcak şarkım yok hiç, onun yerine tekrar tekrar dinleten Ogün Sanlısoyun yeni albümü özellikle Büyüdük Aniden.

 Solunda ne var?
Dün aldığım üç kitap : Taş Kağıt Makas,
                                Ateşle Oynayan Kız,
                                Arı Kovanına Çomak Sokan Kız ve

                                Yeşil şisesinda limonlu soda var.
***

Ve Ödüller.Mia ve Medanşeri ve daha görüpte sonradan unuttuğum biçok kişiden
"Okuması En Keyifli Blog Ödülü"nü almışım.Teşekkürlerimi sunuyorum burdan.
Mimi ve ödülü almayan kalmamış gördüğüm kadarıyla en sona ben kalmışım.Eğer ki ödülü yada mimi alamayan varsa özellikle ödülü listemdeki her güzel hatuna yolladım gitti.
Öpüldünüz.
Aceleyle kaçtım.

16 Şubat 2011 Çarşamba

Belki benim kağıt param, bir şekilde döne dolaşa senin cebine girmiştir !


Biliyorum,kendime bunu yapmamalıydım.En ufacık şeyden bile etkilenip hayaller kuran ya da zırlayan ben gidip dev ekranda bu kadar aşık bir Mehmet Günsur izlememeliydim.Ama gayet tabii yaptım.Öyle aşık aşık bana bakması için yapmıycağım şey yoktu.Bide filmde 'Sen nerdeydin şimdiye kadar?' dedi ya ,'burdayıııım' diye haykıracaktım ki sorunun muhatabının ben olmadığımı farketmem çok zaman almadı.Tanrının boş zamanında yaptığı güzide eseri olmalıydı Mehmet Günsur.Ortada bi aşk filminden çok felaket aşık bakan bi adam vardı bak bak bitmeyeninden.Mükemmel bi gülüş vardı en çekicisinden.Belçim Bilgin'in bu kadar güzel olduğunu da bilmiyordum tabii.O öylesine şanslı ki kıskanmadım desem yalan olur.
Mehmet Günsur anlat anlat bitmez diye düşündüğümden biraz da filmden aklımda kalanları paylaşıyım sizinle : 
●◄ Spoiler Tehlikesi ►●
 Keşke kıyısında köşesinde bende olsaydım diye düşünmeden edemiyor insan filmi izlerken.İç çekişlere hakim olmak zor.Bi yandan Özgür'ün (Mehmet Günsur) fotoğrafçı olması da filmi ayrı bi güzel kılıyor benim için.Aynı gün tesadüf eseri doğan Deniz ve Özgür'ün çocukluktan 25 yıl sonra tesadüf eseri karşılaşmalarını konu alıyor film.Abartıldığı söylenebilir,çok kişiden o yada bu şekilde eleştiriler almış da olabilir ama benim için bu film türk sinemasının en güzel aşk filmi olarak kayıtlara geçmiştir.Biraz ayrıntıya girersek :
  Öncelikle Flashbackler öyle güzel harmanlanmıştı ki onlar için de bir alkış gidiyor benden filme.
  Mehmet Günsur'un gençlik halini gördüğümde inanamadım,insan bi saç uzatmayla bi anda bu kadar gençleşebilir mi yahu.Kendisinin gerçek gençlik haliymiş,kazağı,küpeleri,saç modeli kendi gençlik yıllarından kalmaymış.
  Özgür'ün Deniz'i taşıdığı sahnede Demir Demirkan-Zaferlerim çalması, Özgür'ün o anki haliyle birleştiğinde nasıl daha mükemmel bir sahne olmuştu öyle.O hızlı hızlı nefes alırken adeta bize yaşattı aynısını.
  Hele o babasının kasetini dinlediği sahne vardı ya,işte o noktada bittim ben.Bu kadar darbe yeterli değilmiydi bi film için.
  Sonunda Şebnem Ferah'ın Hoşçakal'ı eşliğinde Deniz'in sevgilisine giderken ölmesi ve doğumuna sebep olan bu kişiye kalbini vermesi şartmıydı.(Doku uyumuna filan girmiyorum hiç-tesadüf bu ya)Deniz diyordu ya doğumumun bir anlamı olmalı diye,böyle ağır bi anlam yükletip bizi burda mahvetmeniz şartmıydı.Yanyana ölselerdi.Ona da razıydım.Ne gerek vardı sinemanın orta yerinde öylece hıçkırmama ve çoğunun içimde kalmasına.
Öyle kırık dökük,üzgün bi şekilde gözlerimin kendine gelmesini beklerken jenerikle beraber akan Hoşçakal hala kulaklarımda çınlıyor.
''Bu garip bir veda olacak cünkü aslinda hep icimdesin
Ne kadar uzaga gitsem de gittigim her yerde benimlesin''

''Bir ankaralı için istanbul başkasının çocuğu gibidir. gülünce seversin, ağlayınca bırakıp gitmek istersin.''

"Akıl unutur, kalp hatırlar."

"Film çevirelim mi?"

●◄ Spoiler Tehlikesinin Sonu ►●


Uzun lafın kısası filmi çok beğendim,oyuncularının tümü,çekimler,müzikler ve daha şuan aklıma gelmeyen birçok şey muhteşemdi.Teşekkürler Ömer Faruk Sorak.Eğer gitmediyseniz gidin,hatta vaktiniz ve nakdiniz varsa ikinci kez gidin,o da yetmezse Dvd'si çıktığında alın,evde yalnız seyredin,benim yapıcağım gibi hönküre hönküre ağlayın.Ama etkisinden kurtulamazsanız da gelip bana dert yanmayın.Hatta şimdi açın bi Eylül Akşamı dinleyin.Öpüldünüz.

Belki benim kağıt param, bir şekilde,döne dolaşa senin cebine girmiştir.
Belki aynı posta kutusuna,
Değişik zamanlarda da olsa, birkaç mektup atmışızdır. 
Ayın karpuz dilimi gibi batışını izlemişizdir deniz kıyısında. 
Aynı köşeye oturmuşuzdur köhnede belki de birkaç gün arayla
Olamaz mı? Olabilir. 

7 Şubat 2011 Pazartesi

Blogumun birinci yılı !!!

Biliyorum bi haftaya iki doğum günü fazla ama napiyim,blogumun birinci yaşını cümle aleme duyurmiyim mi yani.Evet canlarım tam bi yıl olmuş ben bloglamaya başlayalı.Hiç bu kadar eğlenceli,bu kadar rahatlatıcı olabileceğini tahmin etmezdi.İzleyicilerin günden güne artmasıysa işin tuzu biberi.Ben blog yazmayı çok sevdim ve arada kopukluklar olsada hep böyle yazmak niyetim.Ayrıca bu yazılanlar sonradan okunduğunda daha da anlamlancağı düşüncesindeyim.
Bu yüzden hepibörtdey blogcanım.
Hee bide -hayat çok güzel- ;)
Related Posts with Thumbnails