1 Eylül 2010 Çarşamba

D-ı-y kutu..


Aslında evdeki tüm fazlalıklarla beraber bu kutu ve açma halkaları da çöpe gidiyordu ki olaya el koydum.Evde dolana dolana bulduğum bi kaç parçayla kutuyu yeniledim.Aslında bence hiç fena olmadı.İçine üniversite notlarımı+fotolarımı filan koymayı düşünmekteyim.Bakalım..

Eylül.


Yağmur ve ben..
Ne kadar özlemişim bu görüntüyü anlatamamam.
Eylülün geldiğini ilk günden nasılda haber veriyor.
İçime çekiyorum mis gibi toprak kokusunu.
O kasvetli havasını bile özlemişim.
Büyük bir sevinçle .hoşgeldin. diyorum.
O da geldiği için heyecanlı,gururlu da.
Öyle bir coşkuyla yağıyor ki.
Sanki bir daha hiç gitmiycek gibi.
Hiç gitme diye fısıldıyorum kulağına.
Acelece Teoman'dan Eylül Akşamı'nı açıyorum.
İşte diyorum.
En güzel mevsim bu.
Sonbahar.

26 Ağustos 2010 Perşembe

İnadına..

Penceremden esip esmemeye bi türlü karar veremeyen rüzgar tülümü yüzüme yüzüme vuruyor.
Aynı zamanda televizyondan de Kavak Yelleri vasıtasıyla Pinhani'nin Unutulanlar parçası yükselip odama kadar ulaşmakta.
Müziğin etkisi yansıycak yazıma hissediyorum.
Karnım tok,sırtım pek.
Saçlarımı tepeden saçmasapan topladım.
Dolayısıyla çirkinim.
Elimdeki tek fotoğraf makinamın pilleri tutması için kapağında bulunması gereken bi dişi yok artık.
Kırdım.
Yanlışlıkla.
Piller masamda.
Tamiri imkansız.
Bu yüzden üzgünüm.
Takvimimde hala temmuz ayı açık.
Geriden geliyorum hayata.
Cep telefonum şarjda.
Ve evet dünde şarjdaydı,ondan önceki gün de.
Çünkü bozuldu.
Garanti belgesini zar zor bulup telefonu tamire götürdüğümde servisteki bay çok bilmişin söylediğine  göre %99 bataryamı değiştirmem sorunu halletmem için yeterliydi.
Anakartın bozulması imkan dışındaydı.
Bataryamı değiştirdim.
Ama oldu.
%1 ihtimal beni buldu.
Telefonu tekrar götürdüğümde bildiniz! artık bi garanti belgem yoktu.
Çünkü kaybettim.
Çünkü bay çok bilmiş geçen sefer söylediklerimi kabul edemedi.
Sorun bataryada diil dedim.
Anlamadı bezelye beyinli.
Tamirin, yerine yeni bi telefon alınabilecek bi maliyeti vardı.
Tamir ettirmedim.
Yeni telefonda okul açılınca almayı düşünüyorum.
Alsam nolcak ki gülmedi yüzüm telefonlardan,çaldırdım,bozdum fln.
Şimdilik düşünmedeyim.
Ajandam açık.
En son Elizabeth Bakhory ismini yazmışım mor kalemle.
Kendisi işkence yaptığı kızların kanlarıyla banyo yapan piskopat bir kontesmiş.
Kitabım 'Şeker Portakalı' başucumda duruyor.
İnternetten ayrılabilirsem kaldığım yerden devam edicem.
Saat.22:22
Panomdaki 'Herkesin hayatı kendisine aittir.' yazısına takılıyor gözüm.
Çok uzattığımı ve susadığımı farkedip bu yazıya son verip,
Kaçıyorum.









Ama bilin ki inadına mutluyum :)

♥bigün benim olacaksın♥

love=nikon

25 Ağustos 2010 Çarşamba

falanfilan.


Aslında yazcak çok şey var aklımda ama bi türlü şöyle sakin kafayla oturamıyorum şunun başına.Aslında bugün çok saçma bi gündü.Saat beşte yatmanın verdiği uykuyla öğlen ikiye kadar uyudum.Evet yaptım bunu.Yoo utanmıyorum valla.Ramazan böyledir,hele eviniz uyunamıyacak derece sıcaksa gece kuşu oluverirsiniz.Her neyse 2de kalktım ve ilk yaptığım şey bilgisayarımın açma düğmesine basmak oldu.O bi kenarda açıladursun telime bi göz attım.Kankacan gece mesajlar atmış,bugün bişiler yaparız diye ama tabi bende bu uyku durumu mevzubahis olduğunda o planlar yattı.Bi yanda pc açılırken bi yandanda ev telefonuyla sağlam bi gevezelik yaptık.Pazara gitmekten konuya girip ona almak isteyipte bi türlü bulunamayan babetlerle konuyu besleyip profiterolle konuyu noktaladık.Nasıl mı oldu valla bende bilmiyorum.Tam ayrılma eşiğindeki arkadaşlarımız olan iki sevgilinin ayrılması mı ayrılmamasımı gerektiğini düşünürken telefonun karşı ucundan bir feryat yükseldi.Başarmıştık işte.Akşama mis gibi tatlı olucak profiterol toplarını lafa dalıp fırında unutup kızartmıştık.Ay pardon kararttık desem daha doğru.Korkmayın.Demokraside çözüm tükenmedi.Topları kankam tekrardan yaparken bende ona eşlik ediyim dedim ve iki ayrı semtte ikişer farklı el nefis iki tepsi profiterol yaptı.Önce ben bunu yemem dedim.Yanında yatcam.Ama olcak gibi diil indiriverdim mideye ;) Şimdide yeni dıy projeleri var aklımda.Onlarla uğraşıyım biraz.

Bu arada şu sıralar formspring olayına katılıp katılmamak arasında kaldım biraz.Ama sanırım bunu yapıcam.Aslında hiç fena bişi diil.Du bakalım.Sabah ola.

Hayalci kaçar.

P.S: Canlar bilmiyorum nası olcak ama artık bende formspringdeyim. Bakalım ne kadar sürcek.Neyse gittim.

24 Ağustos 2010 Salı

Moskof Cariye Hürrem.

Nasıl anlatsam ki ben bu kitabı? Bilemedim..
Uzun zamandır bi tarihi kitap okuma isteğim vardı zaten ama bu kadar sürükleyici olabileceğini düşünmemiştim.Elimden bi saniye bile bırakamadım kitabı.
Kitap: 813 sayfa
Kitabı okuma süresi: 2buçuk gün
Kitabın bıraktığı tat : Pahabiçilemez.

Osmanlı'nın haremine gelen bir Alexandra-Roxelana-Ruslana nasıl Osmanlı'nın tacına tahtına ortak olan bir Hürrem Sultan oluyor,tüm dünyayı titreten Kanuni Sultan Süleyman farkında olmadan devleti Hürrem'in aklıyla nasıl yönetiyor?Haremden saltanata giden tehlikeli yolda yürüyen bir kadın. Tuzaklar,entrikalar,komplolar,suikastlarla dolu bir saray ortamında aşkla kuşanmış bir zirve tırmanışı.
Moskof Cariye Hürrem gerçekten okunması gereken bir kitap.Hürrem'i tanıdığınızda bana hak vericeksiniz.

kitabın asıl sorusuysa şu: Hürrem bi melek mi,yoksa şeytan mı?

22 Ağustos 2010 Pazar

Hayallere dalsam.


Evet.Bıkmadan usanmadan kurduğum hayallerim meşhurdur benim.Yaparım.Bide üstüne inanırım.Çoğu yerde dile getirmişimdir okulu,dersi,işi,gücü herşeyi bırakıp minik şirin bi cafe açıp pastalar yapan kendimi.Hatta bazen bu fikri öyle çok severim ki acaba okulu falan boş mu versem derim (şaka,şaka):D.Düşünsenize minik bi cafem varmış,bikaç da sürekli müşterim.Üniversitelilerde uğrarmış zaman zaman.Yaz sıcağında limonata yaparmışım mesela.Kışın mis kokulu sahlep hazır olurmuş her zaman.Tarçını da unutmazmışım tabii.Bahçedeki iki masada dolu olurmuş hep.Yetermiş de zaten o bana.Kurabiyelerin kokusu sokağa taşarmış ufaktan.Rengarenk olurmuş her yer.Minik ama şirin olurmuş.Derken ben uyanırmışım.Belki yaşıma göre büyük düşler bunlar.Bazen küçük şeyler büyük hayaller olabiliyor.Konu nerden buralara geldi dersen eğer,nette fotoğrafçılık-grafiktasarım kursu ararken karşıma çıkan pastacılık linkinden.Tabi o sırada mideye indirdiğim nescafeli pudinginde etkisini yadsıyamayız.Pastane benim için belki hayal ama annem kursa başlamaya karar verdi blog.Bende hayallerimin sadece hayal olarak kalmasına karar verdim.Tabiki bunlar hayaldi kurdum,bitti. Neyse ben yine çok hayal kurdum galiba.

O halde,


Hayalci kaçar.

Foto alıntıdır.
Kynk

Related Posts with Thumbnails